ANA SAYFA » KİTAPLIĞIM » EDEBİYAT AİLEM » Meryem Kılıç
PROVAYI ALKIŞLAMAK İÇİN TOPLANANLAR
kollarım böyle bir şey söylemek üzere havada
ordular gittiler kapılarının altında dinlenen adamlarla birlikte
söylenmemişti önceden bu gördüğün kıştır yorabilir bu gördüğün kamaştırır gözlerini
söylenmemişti veremedim bir isim, çatıda bekleyen yağmur ha düştü ha düşecek
ya da dağılacak sis fazla yer kaplıyor kolluyorum kendimi
uykuyla uyanıklık arası evleri sayıyorum düşmemek için göğe
-önce geniş yerler açalım dağlara sonra hatırlayalım-
başaklar yenilerini çağırıyor onların da kolları havada-
söyleyip duruyorum önce kendim duymalıyım
yankıları yanlarında geliyor insanlar rüzgâr da, şehir solduruyor parmak izlerini
söylenmemişti
başka mutluluklar rüyadan dökülen tatlı hafif içecekler
yazılmaması gereken çok şey var yazılabilir hiç
aklımdaki çengel, boş dolanan çengel
merhabanın yakışmadığını düşünüyorum bugünlerde, yağmurun acıtmasını kimsenin yüzüne
çok yonga dökülecek daha ayaklarımın üstüne
bahsetmiş olabilirim önceden şehir ve parmak izi bahsinden
sular nerede yükselir nerede taşıyabilir bizi
kaç kez endişelenir annelerimiz en çok ne zaman
ümit edebiliriz, belki yapabiliriz bunu
Meryem Kılıç, Kafes Kesiği, Şule Yayınları, 2019.
Bir sabah uyandığında Emily kocasını yanında bulamadı. Banyodan sifon sesi bekledi, ııh. Salondaki televizyondan gelecek gürültüye kulak kabarttı, hayır. Odalardan birinde miydi yoksa? Yatağında gerinip esnedi. “Kalkıp çayı koyayım,” Üç sokak aşağıda oturuyordu annesi, ona uğramıştı belki de. Porselen bardağını aldı raftan. Hım, tereyağının tadı nefis! Bir dilim kızarmış ekmek daha? Üstüne sıcak çaydanlığı koyduğu için gazetedeki haberi görmedi.
İncir, nar belki kavak. Ağaçları inceliyor sapan için uygun bir parça arıyordum. Sürgün veren dalları görmezden geliyordum. Henüz onlara merhamet gösterebilirdim. Camları korkusuzca indirdiğimiz, yaprak vurup isabet yarıştırdığımız, kuş avladığımız sapan mevsimi. İlk kuşun yere düşmesini bir hasta odasında bekliyordum.
Göreve çıkacağımız sabah kahvaltıda çorba vardı fakat burnuma mis gibi demli çay kokusu geliyordu. Kantinimiz yoktu ama nereden alıyordum o kokuyu anlamadım. İçim buruk bir şekilde bahçede toplandık. Arkadaşlarla şakalaşırken üst teğmen geldi. “Asker toplan!” Diye bağırdı. Çantalarımızı ve silahlarımızı sırtlandık, sonra tim düzeninde sıra olduk.
Palyaçonun sallandığı direğin darağacından tek farkı, ucunda sallanan adamın koltuk altından asılmasıydı. Neden herkesin kahkahalarla izlediği bir şeyi bu kadar korkunç buluyorum? Metrelerce yukarıdaki ipin ucunda debelenen bir adam nasıl komik olur, tek ben mi benzetiyorum can çekişen birine? Herkes nasıl da mutlu. Bir başka palyaço seyircilerin arasından gösteriye dahil olacak kişileri seçiyor. Ellerine birer top verdiği oyunun parçası olmayı başaran izleyiciler, hırsla palyaçoyu vurmaya çalışıyor.