ANA SAYFA » KİTAPLIĞIM » EDEBİYAT AİLEM » Mustafa Duruş
RÜZGÂRLI PARMAK
rüzgârın parmağını gördüm.
hareketsizliğe dokundu.
ne olduğunu
neden dokunduğunu
tuşun kendi parmağını seçtiğini
bilmeden
defalarca aynı tuşa dokundu.
gürültüsünü sandığa koydu şimşek
gürültüden bir küpe oldu
avuçları gürültülü kadın.
ses kaydı silindi parmağın
saçları açıldı gecenin
kadının elleri arasından
elleri gecenin yarattığı sularda yorgun
sular ellerinde serin
sular. rüzgârın unuttuğu.
ışığı su mezarlığına gömdü
gözlerini değiştirdi
gecenin bir dağa çarparak
küçücük taşları
seyretti
küçücük taşların ölüm uykusu dağ
rüya. gözleri. ölü dağ.
tuş izleri geçmeden parmağından
tuşu düşürmeden parmağından
rüzgâra dokundu
rüzgâra dokundu, hayır hareketsizliğe
hareketsizliğe dokundu, hayır rüzgâra
hareketsiz rüzgâra dokundu
rüzgâra hareketsiz.
Mustafa Duruş, Tembel Yağmur, Şule Yayınları, 2021
Çorbasından bir kaşık almıştı ki başının üzerinde bir gölge belirdi. Karasinek? Eşekarısı? Serçe? Neydi bu? Karartı tavan ve zemin arasında ani manevralar yapıyordu. Çığlıklar atarak evden çıktı. Nefes nefese kalmıştı. “Bu da ne böyle?” diye sordu kendine. Cevap çok geçmeden titreyen vücudunun her bir uzvundan beynine doğru hücum etti. Yarasa! Bu kelimeyi hayatında ilk kez kullanıyor gibiydi oysa yarasayla ilgili bir sürü belgesel izleyip mağaradaki hayatları hakkında birçok şey öğrenmişti ama şimdi bu bilgiler faydasızdı. Nitekim yarasa mağarada değil, salondaki kristal avizenin altında uçuyordu.
Uzaklaşan çocukluğum ve tabii Özlem için… hüzünlü bir not kalmış ardında “bulutu severdi. beyaz kuş lekesi olmayan”
Bazen ne kadar çabalarsan çabala kötü olursun. Bu yüzden kendinden nefret edersin ve nefret ettikçe daha kötü biri olursun. Bazen biri bile olamazsın. Ortalıkta salınıp duran bir ruhsundur sadece. Kimliksiz, kişiliksiz bir şey. Kimse seni anlamaz. Ergen miyim, dersin kendi kendine. Ergensindir. Değilsindir. Hep çocuk görürsün kendini, hep yaşlı. Ağlamaktan yüzü kızarmış küçük bir çocuğun seni gördüğü andaki o bir anlık duraksamasıyla mutlu olur, rastgele bir sokaktaki tanımadığın bir adamın, yüzüne yönelmiş şüphelenen bakışlarından mutsuz olursun.
Güneşin yakıcılığını bütün zerrelerinde hissederek gözlerini zar zor açtı sonra tekrar yumdu. Bunaltıcı sıcak nefes almasını zorlaştırıyordu. Gücünü toplayarak kalkmaya çalıştı. Heybesi beş on adım ötesindeydi. Ama ne Eyyam ne de Mestur oradaydı. Telaşla seslendi fakat kendi sesinden başka bir şey duymadı. Hangi yöne gittiğini bilmeden yürümeye koyuldu. Şansının yaver gittiğini söyleyebiliriz çünkü takriben yarım saat sonra mola vermiş bir kervanla karşılaştı.