Züccaciye dükkânındaki fil, nefes bile alamıyor korkusundan. Kırıp döktüklerinden çok, kocaman cüssesinden utanıyor. Kendinden utanıyor, fil olmaktan utanıyor...
Bir çıkabilse oradan, bir koşabilse dağda bayırda, hatırlayacak kim olduğunu, sevecek kendini belki yeniden.
İplik almaya her gidişinde beni de götürürdü annem. Renk seçimime karışmaz, sadece tezgâhın üzerindeki küçük kutudan alabileceğimi söylerdi. O küçük kutu, benim gittiğim iplikçi dükkânıydı ve o dükkânın tek müşterisi bendim. Sarısından moruna, yeşilinden pembesine…
Metroda Suriyeli küçük bir kız, elinde kâğıt bardakla aramızdan geçti. İstasyona gelince yanındaki çocuk ona seslendi: سعيدة