Rahşan Tekşen

ANA SAYFA  »  RÖPORTAJLAR   »  Prof. Dr. İsmail Kara

Prof. Dr. İsmail Kara

Prof. Dr. İsmail Kara
Prof. Dr. İsmail Kara

Prof. Dr. İsmail Kara
Prof. Dr. İsmail Kara

Prof. Dr. İsmail Kara

Cumhuriyet dönemi ve ideolojisi çokları gibi sizin hayatınızı da ciddi anlamda etkiledi. Fakat yazılarınızda ve söylemlerinizde hiçbir zaman mağdur edebiyatı yapmadınız, şikâyet edip durmadınız. Bilakis bunu faydaya, fırsata dönüştürmeye çalıştınız. Bunu nasıl başardınız, bunun bir bedeli oldu mu?

Bunu da muhtemelen önce babamdan farkında olarak olmayarak öğrendim. O, şartlardan hiç şikâyet etmez, ne olup bittiğini çok iyi müşahede etmesine rağmen işine yoğunlaşırdı. Kötü durumun sebeplerini iyi gözlemlediği dışarıda değil içerde, içinde arardı. Sorumlu başkası değil kendisiydi. Vazifeyi yapmanın ve ahlâklı olmanın, maneviyatın başkalarını, dış dünyayı değiştireceğine inanırdı. Yine çocuk yaşta Nurettin Topçu hocayı tanıyınca ve giderek eserlerini anlamaya başlayınca ahlâk ve mesuliyet konusunda iç-dış meselesini sanki biraz daha fark ettim diyeceğim.

Ben mizaç olarak babamdan hayli farklı biriyim aslında; muhalif damarım kuvvetlidir, gidişe müdahale etmek ve ses yükseltmek isterim, araziye uymam, olana razı olmam, birinin benim adıma da konuşmasına evet demem… Mağdur edebiyatına tenezzül etmediğim doğrudur, aksine ben “ne yapmak istedin de yapamadın” dedim kendime. Belki de bunu yoklamak için zor ve netameli konulara el attım, tenkitlerimi dışarıdan ziyade içeriye yönelttim. Yanımdaki yakınımdaki insanların, hocalarımın, arkadaşlarımın dudak bükerek geçtiği, bilmeden atladığı şeylere yahut eski tabirle kaziye-i muhkeme gibi tekrarladıkları hükümlere, Türkiye ve İslâm dünyası değerlendirmelerine tekrar bakmayı denedim.

Bunun bir bedeli oldu mu, diyorsunuz. Olmuştur, olsun. En yakın arkadaşlarımdan bile niçin sürüye, aktüel gidişe katılmadığım istikametinde tenkitler aldığım oldu, mesafeler, uzaklaşmalar gördüm. Bunlardan çok etkilenmedim diyeceğim çünkü bunlar muhtemel gördüğüm, bildiğim şeylerdi. Çocuk yaşta Nurettin hocadan bir soru üzerine biraz latifeli olarak söylediği “Mevlâna’sını anlamayan bir millet bizi anlamamış çok mu?” sözünü duymuştum.

Yaptıklarımda eksikler gedikler vardır ama bu esas itibariyle başkaları dolayısıyla değildir. Kötü durumun sebebini sadece ve öncelikle dışarıda aramak ahlâkî bir davranış da değildir. Belki talihimin yaver gitmesindendir bilmiyorum, yapmaya yöneldiklerimden dolayı kimse açıkça karşıma dikilmedi, doğrudan bir engelle karşılaşmadım. İnsanız, şikâyet ederiz ama şikâyet pasif bir tutumdur, bunu bilmek ve anlamak lazım. Aslolan yapmaktır, eyleme geçmektir. Yapmanın, eylemin bizzat kendisi bir neticedir, başarıdır, ahlâkî bir davranıştır. Eylemin niyeti bile… “Varsın sende biriksin durgun suyun sayhası” demiş büyük şair… Ama memleketimin kurumlarının, çevrelerinin, gruplarının, çalıştığım, hizmet aldığım, hizmet verdiğim yerlerin, meslektaşlarımın yetersizliği, çapsızlığı, küçüklüğü, azla yetinmesi beni hep dilhun etmiştir. Türkiye’yi tanıma ve anlama kapasitelerinin düşüklüğü daha fazla olmak üzere… Bunu görürüm, hep gördüm, ömrüm oldukça da görmeyeceğime dair işaretler yok, uğraştığım işler bakımından kötüye gidiş iyiye gidişten daha fazla ama bunu esas alamayız.

 

(Röportajın tamamı içim Karabatak Dergisi, 57. sayıya bakabilirsiniz.)

RÖPORTAJLAR KATEGORİSİNDEN...

karabatak-dergisi-projektor-21491

Rahşan Tekşen/Karabatak Dergisi-Pojektör

İstanbul sizi nasıl ele geçirdi? Tesadüf zannettiğimiz veya “Haydi!” sesine uyup plansızca yaşayıverdiğimiz bir an sebebiyle makas değiştirebiliyoruz. Vardığımız menzil elimizdeki adresi tutmadığında, aslında her şeyin o mezkûr anda değişmeye başladığını anlıyoruz.

DETAY...

udi-necati-celik-88490

Ûdî Necati Çelik

Talebe ne kadar yükselirse hoca o kadar yükselir, demiştiniz. Buradan yola çıkacak olursak hoca-talebe ilişkisini geçmişten bugüne değerlendirmenizi istesek, neler söylersiniz? Bize öyle öğrettiler. Hoca, talebenin başının üzerindedir. Talebe yükselirse, hoca da yükselir. Hocalık çok vebal isteyen bir iş. Benim burada söylediğim bir söz, doğru ya da yanlış, mutlaka yerini buluyor. Yanlış bir söz söylediğin zaman, bir çocuğun yanlış bir şey öğrenmesine sebep oluyorsun.

DETAY...

prof-dr-hasan-akay-96487

Prof. Dr. Hasan Akay

Size göre yazmak nedir? Bir ifade biçimi, bir ihtiyaç, bir kaçış… Yazmak, sıraladığınız -ve ucunu açık bıraktığınız- maddelerin her biri için ayrı ayrı geçerli olabileceği gibi, hepsini (çünkü bunlar birbiriyle çelişen hususlar değildir) aynı anda kapsayan bir eylem de olabilir. Ancak tek kelimeyle söylemek gerekirse, diyebiliriz ki yazmak, bir varoluş biçimidir.

DETAY...

muzehhibe-gulbun-mesara-26494

Müzehhibe Gülbün Mesara

Fakat Süheyl Ünver’in o zengin ve çeşitli arşivi birkaç parçaya bölünmüş durumda. Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi’nde iki bin defteri olduğunu biliyoruz. Tarih Kurumu’nda ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde yine hatırlı sayıda defter, resim ve belgeleri mevcut. Keza sizin şahsî arşivinizde… Süheyl Ünver’in arşivini bir araya getirmek niyetiniz veya girişiminiz oldu mu? Günümüz Türkiye’si bu kıymetin farkında mı? Doğru, babam Süheyl Ünver’in sağlığında kendi kararı ile bazı kurumlara bağışladığı el yazmaları ve arşivi, şu haliyle parçalanmış bir koleksiyon durumunda.

DETAY...

2021. Copyright © Rahşan Tekşen.

Avinga | XML