ANA SAYFA » KIRK BİR KERE İSTANBUL » Kırk Bir Kere İstanbul'dan Seçmeler » Atıf Efendi Kütüphanesi
İKİ SAHTİYAN ARASINDA
...
Üzerime tek bir harfin, tek bir nakşın emanet edilmediği avare bir kâğıttım. Ak paklığımdan olacak, adam olur, dediler benim için. Biraz renk gelsin diye yüzüme, dağlardan toplanmış envai çeşit çiçeği kaynatıp suyuyla cismimi, kokusuyla ruhumu yıkadılar. Ömrüm uzun, yüzüm aydın olsun için aharladılar. Kendi güzelliğime âşık olup kibirlenmeyeyim diye, mühreyle bir güzel dövüp ıslah ettiler.
Yüzümdeki renge, alnımdaki ışığa vurgun bir hattat, eliyle sıvazlayıp sağ dizine yatırdı beni. Kıvamını bulunca mürekkep, kamış raks etmeye başladı üzerimde. Lâkin, her kelimenin sonunda muhtaçtı mürekkebe. Hamd u sena ile yapılan bir girizgâhın ardından, evvelce kimselere söylenmemiş sırların mahremi oldum günlerce. Bir tek kelime dahi yere düşüp çiğnenmesin diye, altınla zencerek geçti bir müzehhib her sahifemin kenarına. Hatailerin, pençlerin el ele tutuştuğu rengârenk bir demet çiçek işledi serlevhaya. Kendi ömürlerinden günler, geceler akıp geçti benim ömrümü uzun etmek için. Nar suyu, meşe pelidi, soğan kabuğu, ceviz, şeftali yaprağı, hatme çiçeği… Hangisini münasip gördüyse boyayıp deriyi, hiç üşümeyeceğim bir kapak hazırladı mücellit bana. Ve altınlar ezip öylece nakşettiler adımı sahtiyana.
Metnin tamamı için: Kırk Bir Kere İstanbul, Şule Yayınları, 2013, sf. 17-24.
Orta yerinde havuzu yoktur Şark Kahvesi’nin. Su sesi de yoktur bu yüzden. Lâkin elini uzatıverse biri, suyunu akıtmaya âmâde bekleyen mermer bir çeşmesi vardır girişte. Köşede gelin gibi süzülen bir semaver, kahve dövmekten emekli koca bir dibek…
Loti, çok eski ağaçlardan mürekkep bir ormandan mermer beyazlığı ile çıkan mukaddes cami ve sonra muzlim renkler taşıyan ve içine mermer parçaları serpilmiş cesim mezarlıkları ile bir ölüm şehri olan hazin tepeler, diye tarif eder Eyüp sırtlarını.
On dokuzuncu asrın Islahat-ı Turûk Heyeti, yol genişletme kararını uygulamak bahanesiyle iki yüz seksen yıllık bir eseri kurban etmekte beis görmez. Kubbesiyle birlikte gövdesinin bir kısmını kesip atıverir. Koca Sinan’ın el emeği göz nuru olduğu tahmin edilen Çemberlitaş Hamamı, bir hilkat garibesi gibi yolun kenarında kalakalır.
Su insanın ayağına geldiği gün, çeşmelerin bir daha hiç konuşmayacağını anladı sakalar. Beyaz sorguçlarını, siyah çizmelerini çıkarıp kaldırdılar tavan arasına. Özene bezene süsledikleri atlarının sırtından kırbalarını indirdiler.